baner5.gif (19745 bytes)
  
.

Prof. Dr. Mehmet Ali Körpınar Yazıyor... 

ali@korpinar.com

29.03.2006.

.
EN ÖNEMLİ SORUNUMUZ TERÖR.
Değerli arkadaşlar, kimler bu olayları tezgahlıyor, kimler bu olaylardan çıkar sağlamayı düşünüyor, kimler masum halkımızın ve değerli görevlilerin bombalar nedeniyle canını kaybetmesinden siyasi rant sağlıyor? Herkesin bu soruları düşünmesi ve yanıt araması gerekir.
.
 

EN ÖNEMLİ SORUNUMUZ: TERÖR.

Değerli arkadaşlar,

Daha önceki yazılarımda vurguladığım gibi, TERÖRİZM ülkemizde yıllardır masum kişilerin can kaybına (35.000 kişi) ve ülkemizin ekonomik olanaklarının büyük bir kısmını (120 milyar $) bu yolda harcanmasına neden olan çok önemli bir baş belasıdır. Hatta bulaşıcı bir hastalık gibidir. Gün gelir bu hastalık başkalarına da bulaşır. Eğer kişide veya toplumda otosavunma ve direnç zayıflamışsa zaman zaman bu hastalık nüksedebilir. Hele hele dış etkiler nedeniyle ulusal birlik ve toplumsal direnmede zaaf ortaya çıkarsa, hastalığın yeniden ortaya çıkması çok daha kolay olur. Nitekim 2000 yıllarına girerken azalan Terör, yeniden alevlenmiş ve tüm şehirlerimize sıçramıştır.

Bu süreçte deneyim kazanan TSK, Gen. Kur. eski 2. Başk. Org. İlker Başbuğ ile teröre karşı bir eşgüdüm merkezi kurulmasını istemiştir. Ancak yöneticilerimiz bu isteğe olumlu bakmamışlar ve sonra sanki zorla Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Sn. Abdullah Gülün başkanlığında bir terör değerlendirme toplantısı yapmışlardır.

TBMM tatilde iken, CHP’nin isteği ile TERÖR konusunu tartışmak üzere acil olarak meclis toplantıya çağırılmıştır. Ancak gereken çoğunluk sağlanmasına rağmen en büyük sorunumuz haline gelen terörizm gereği gibi görüşülmemiştir.

15 Temmuz 2005’den beri tam 17 kez bombalama eylemi olan Şemdinli olayını görüşmek üzere CHP ve ANAP, bir meclis araştırması için TBMM’yi tekrar toplantıya çağırmışlardır. Sonuçta bir komisyon kurularak olayların araştırılmasına karar verilmiştir. Komisyona havale edilen şaibeli olayın esas failleri ne zaman açıklanacaktır, birlikte göreceğiz.

Bu sırada acilen Şemdinliye giden Sn. Başbakan konuşma yaparken açılan pankartta ŞEMDİNLİDE DOĞRU SÖYLER, ANKARADA ŞAŞAR yazısı, devlete duyulan güvenin azaldığını ifade etmektedir. Çünkü daha önce Sn. Başbakan Diyarbakırda yaptığı konuşma ile ülkemizde bir KÜRT SORUNU VARDIR diyerek PKK ve yandaşlarına taviz vermiştir.

Yine Hakkari Valisi ve Kaymakam yerine sadece belediye başkanının yaptığı konuşma ile tepkisel olayların durulması da yöredeki devlet yönetiminin bir zaaf içinde olduğu sanısı, tüm yurda yansıtılmıştır. Yani kamu otoritesi sarsılmıştır. Üstüne üstlük Valini görevden alınması da sanki bu işlerde tek suçlunun devlet olduğu izlenimini artırmıştır.

Esasen yörede ilk defa bir çevik kuvvetin kurulmasını da anlamış değilim. Neden bu kadar beklenmiştir? 14.11.2005 tarihli Sabah gazetesinde yayınlanan fotoğrafta, Şemdinliye girişte PKK-APO KONTROL NOKTASI yazılı bir levhanın arkasında yaşları en büyük 17 olan kümeleşmiş çocuklar ve hemen yanında yerle bir edilmiş polis kulubesi, burada gereken devlet gücü olmadığını açıkça göstermektedir.

Değerli arkadaşlar, kimler bu olayları tezgahlıyor, kimler bu olaylardan çıkar sağlamayı düşünüyor, kimler masum halkımızın ve değerli görevlilerin bombalar nedeniyle canını kaybetmesinden siyasi rant sağlıyor? Herkesin bu soruları düşünmesi ve yanıt araması gerekir.

Acaba Kuzey Irakta bir Kürt devleti kurulmasına razı olmamız için ABD bizi, PKK ile korkutmaya mı çalışıyor? 1 Mart tezkeresine duyduğu kızgınlığı askerimizin başına çuval geçirerek almaya çalışan ve ülkemizin kuruluş antlaşması sayılan LOZAN ANTLAŞMASINI 18 Ocak 1927 yılından beri tanımayan ABD, Güney Kürt devletini kurduktan sonra, Güneydoğu Anadolumuzda Kuzey Kürt devletini kurmaya mı kalkışmaktadır?

Geçen hafta Ceviz kabuğu porgramına çıkan ve kendisini kürt-der üyesi olarak tanıtan İbrahim Güçlü’ye teşekkür etmek lazım. Çünkü hiç takiyye yapmadan, pat diye gerçeği ortaya döküverdi: Bizim liderimiz Barzanidir"dir... Biz Türkiyede'de Kürdistan Eyaleti istiyoruz...  Diyarbakır"da ''Federal Devlet İstiyoruz'' isimli kampanyamızda topladığımız imzaları TBMM ve İngiltere Büyükelçiliği''ne verdik!.." dedi.

Saddam zamanında ülkemizden aldıkları KIRMZI PASAPORTLA dış ülkelere gidebilen Barzani ve Talabaninin ne kadar nankör olduğu, Bağdat da açılan bir temsilcilik için PKK ve yandaşlarına verdikleri destekle de açıkça ortaya koymuşlardır.

Bu konuda 19.11.2005 Milliyet Gaztesinde Melih Aşığın köşesinde çıkan aşağıdaki KÜRTLERİN PLANI başlıklı haber bu kaygılarımızı pekiştirmektedir.

Kürtler geçen cuma günü Kürdistan'ın başkenti Erbil'de önemli bir konferans üzenlediler: "Bağımsız Kürdistan Konferansı" Gerisini Ortadoğu Uzmanı Suriye asıllı yazar Hüsnü Mahalli'nin Akşam'daki yazısından izleyelim: "...Konferansın sponsoru Bush ve yandaşlarının arka çıktığı Amerikan Kürt Kongresi'ydi... Toplantıya bölge ülkelerinden yani Türkiye, Irak, Suriye ve İran'ın yanı sıra diaspora Kürtlerini de temsilen kişiler katıldı. Toplantıda bakın neler konuşuldu...

1- Suriye, İran ve Türkiye'de bağımsız Kürt federal bölgelerinin kurulma olanakları...

2- Böyle bir olasılık durumunda karşılaşılması muhtemel zorluk ve engeller...

3- Bağımsızlık yolunda Kürt halkının motivasyonu...

4- Irak'taki olası Kürt devletinin komşu ülkelere etkileri...

5- Bağımsızlık durumunda bölge ülkelerinin muhtemel engellemelerine karşı Kürtlerin karşı koyma yöntemleri...

Toplantıda tüm konular detaylı bir şekilde tartışıldı ve Amerikalılar tarafından not edildi... Ortak görüş şimdilik Kürtlerin bulundukları ülke sınırları içinde mücadele ederek Irak Kürtlerinin elde ettiği haklara benzer haklar elde etmesini sağlamaları..." Türkiye'nin yanı başında ABD'nin denetiminde açık açık Türkiye'yi bölme planları yapılıyor. Sınırın bu tarafında ayaklanma provaları var...Biz ise türban ile futbola sardırmış gidiyoruz...."

Değerli arkadaşlar, Terör için Başbakanlığıa bağlı bir eşgüdüm merkezi kurulmalı, terörün iç ve dış destekleri için gereken kurumsal önlemler hemen alınmalıdır. Bu merkezde daha önceki yıllarda terör konusunda deneyimi olan kişiler ve kurumlar görev almalıdır. Aksi halde terör nedeniyle ülkemiz yine çok şey kaybedecektir. Ortaya çıkacak siyasi ve ekonomik sonuçlar hem hükümeti ve hemde tüm ülkeyi sarsacaktır. Hergün çeşitli yerlerde patlatılan bombalar nedeniyle hayatlarını kaybeden masum kişilerin yakınlarının üzüntü ve acısını paylaşmak lazım. Bu sırada oluşacak tolumsal tepki ile iç çatışma yaşanabilir. Ülkemizi bölmek isteyen İç ve dış güçlerin hasretle beklediği tuzağa da düşmemek için sağduyulu hareket etmek gerekir.

Ve artık terörün önlenmesi amacına dönük yasal yaptırımlar için gerek Lozanı tanımayan ABD ve gerekse de Lozanı yeniden yorumlayın diyen AB nezdinde en üst düzeyde gereken girişimler yapılmalı ve yasal önlemlerle kesin sonuç alınmalıdır.

Teröre karşı önlemler konusuna karşı çıkan AB içinde, demokrasi ve özgürlük adına Roj TV ye sahip çıkan Danimarka kadar, ifade özgürlüğüne ve demokrasiye önem veren Örneğin İngiltere ve son olarak da Fransa terör için bazı demokratik hak ve hürriyetleri sınırlandıran tedbirler almak zorunda kalmışlardır. Geçmiş dönemde  tepkisel önlemler alan İspanya ve İtalya için de aynı şey söylenebilir.

Değerli arkadaşlar, ülkemiz için en büyük sorun olan terörizm hastalığına karşı en önemli aşı, ulusal birlik ve bütünlüğün yeniden pekiştirilmesidir. Bu birlik ise tüm  sorunlarımıza ulusal güvenliğimiz ve ulusal birlikteliğimizin sağlanması ön koşulu ile bakmamızı gerektirmektedir. Huzur ve barış dolu günler icin tüm vatandaşlarımızı terörizme karşı gücbirliğine davet ediyorum.

Sevgi ve saygılarımla (25.11.2005).

Prof.Dr. Mehmet Ali KÖRPINAR

 

 

Türkiye'nin Tarafsız Haber Sitesi - www.ekonomikcozum.com
Yazarların yazıları kendi görüşlerini içermektedir. Yazıların yayına alınmaları yazarlar tarafından yapılmaktadır. Ekonomikçözüm Haberin kontrolüne tabi değildirler.